26 Şubat 2017 Pazar

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları | Film Yorumu #28


Herkese merhaba. Fark etmeden yeni bir alışkanlık edindim sanırım. Haftanın yorgunluğunu haftasonu izlediğim filmlerle atıyorum. İyi de oluyor aslında. Bu haftasonu da Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları'nı izledim. Yine izlemekte geç kaldığım bir film oldu aslında. Aylar öncesinde, film vizyona girmeden, fragmanını izleyip çok beğenmiştim. Kitabını her ne kadar sevsem ve farklı bulsam da, birçok kişinin aksine bayılarak okumamıştım da. O yüzden de olacak ki, filme karşı herhangi bir beklentim yoktu. Zaten izlemeyi de aylarca ertelemişim baksanıza. Ama her zaman söylüyorum ya ben size 'geç olsun da güç olmasın.'

Pazar 6'lısı | Yazdığı Kitapları Kıskandığınız 6 Yazar


Bir Pazar 6'lısı yazısından herkese merhaba :) Öncelikle hepinize harika bir gün dilerim efendim. Bu benim ikinci pazar 6'lım. Geçen haftanın konusunu zaten Cumartesi İlk Beş yazılarımdan birinde yazdığımdan o haftayı es geçtim. ( Okumak için TIK TIK ) Bu haftanın konusuysa tam benlik: Yazdığı kitapları kıskandığınız 6 yazar. Haydi, bolca imrenme ve hayranlık dolu yazımıza başlayalım bakalım.

24 Şubat 2017 Cuma

Yüzyıllık Yalnızlık | Kitap Yorumu

Herkese merhaba. :)
Kitap yorumu yazmayı ayrı bir seviyorum. Düşündüklerini paylaşmak, paylaşılanları okumak, yeni bakış açıları kazanmak sizce de harika değil mi? Yüzyıllık Yalnızlık bitti. Hem de ardında derin bir boşluk bırakarak. Kitabı geçen yıl Nisan ayında, Marquez'in üslubuyla hiç tanışmadan okumaya başlamıştım. Kelimenin tam anlamıyla kitabın içinde kaybolmuştum. Ama malesef ki kötü anlamda. Geçtiğimiz yaz Kırmızı Pazartesi kitabıyla Marquez'in kitaplarına bağlandım. Zaten aklımdaki plan da, önce yazarın ince kitaplarını okuyup sonra kalınlara başlamaktı. Böyle yaparak çok da iyi yaptım diyorum şimdi. Kitabı çok sevdim. Bu kez de okurken kitabın içinde kayboldum. Ama bu sefer iyi anlamda. Okulda, otobüste, dolmuşta, kısacası fırsat bulduğum her yerde kitabı okudum. Hem de hunharca okudum. Ve sonunda bitti. Neden bitti ki sanki? Marquez'in üslubunun büyüsü her seferinde beni serseme çeviriyor.

19 Şubat 2017 Pazar

Aşk ve Gurur ve Zombiler | Film Yorumu #27


Herkese merhaba. :) Böyle bir uyarlamanın çekileceği haberini aldığım ilk andan itibaren filmi merak eder olmuştum aslında. Aşk ve Gurur'un gerek kitabını, gerekse filmini çok seviyorum. Hal böyle olunca, işin içine zombilerin girmesini baya bir tepkiyle karşıladım. Hikayenin büyüsünü bozacağını düşündüm belki de, bilemiyorum ama filme başlarken bile önyargılıydım. 'Nasıl olur da böyle bir aşk hikayesinin içine zombiler de karıştırılır' diye düşünüyordum ama basbayağı olabiliyormuş bunu gördüm. Hem de çok güzel oluyormuş. Hala daha orijinal hikayeyi hiçbir şeye değişmesem de bu uyarlamayı da sevdim.

18 Şubat 2017 Cumartesi

Koleksiyon | Mim #6


Herkese merhaba. :) Sevgili Öneri Makinesi beni bu güzel mime davet etmiş. Son zamanlarda mim yazılarım da bir hayli birikti zaten.
Koleksiyon yapanlara hep özenmişimdir. Ama üşengeçliğim bu duruma engel oluyor. 'Kim uğraşacak şimdi' modundan bir türlü çıkamıyorum. Ama çoğu okuyucu da olduğu gibi, benim de ister istemez zamanla geniş bir ayraç koleksiyonum oluştu. Zaten son dönemde de yayınevleri ayraç konusunda bir hayli yaratıcı olmaya başladılar. Öyle ki, bazı ayraçları kullanmaya kıyamıyorum. Zaten kullandığım belli başlı ayraçların dışında bir çoğu çekmecemde duruyor. Ama ara ara onları gözden geçirmeyi de seviyorum. 
Öneri Makinesinin yazısını okumak için TIK TIK

16 Şubat 2017 Perşembe

Aklımda Deli Sorular | Mim #5


Herkese merhabaaa :) Hafta sonuna yavaş yavaş yaklaşıyoruz. Sizce de harika değil mi? Yaşasın uyumak! Neyse, konuyu dağıtmadan devam edelim yazımıza. Mim yazıları okumayı da yazmayı da çok seviyorum. Sevgili Lila'nın Güncesi de beni bu güzel mime davet etmiş. Yapmamak olur mu hiç? (Onun yazısını okumak için TIK TIK )

15 Şubat 2017 Çarşamba

Martin Eden | Kitap Yorumu

Herkese merhaba. :)
Ayın ikinci, yılın on üçüncü ve en iyi kitabı da bitti. Jack London, kitaplarını uzun süredir okumayı istediğim bir yazardı. Ama itiraf etmek gerekirse en çok merak ettiğim kitabı da Martin Eden'di. Kitabı performans ödevi listesinde görünce 'hazır bu kadar hevesliyken ödev olarak alayım bari' diyerek ödev olarak aldım. Yani kitabı ödev olduğu için okumadım, okumak istediğim için ödev almış oldum. Buradaki kilit nokta da bu aslında. Zorlama sonucu okutulan kitaplardan hiç haz etmiyorum. Eminim ki, gönüllü olarak değil de dayatmayla kitabı okusaydım (veya herhangi bir kitabı) kitaba ister istemez önyargıyla yaklaşacaktım. Böyle olmadığı için de ayrıca memnunum. Kitabın İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan bu basımını da çok sevdim. Piyasada pek çok basım bulunsa da içimden geçen bu basımını okumaktı açıkçası. Kapağını da çok sevdim. Zaten modern klasikler dizisinden bir şeyler okumaya da acayip hevesliyim bu aralar.

14 Şubat 2017 Salı

Yaranamamak..


Herkese merhaba. Nasılsınız? Umarım çok çok çok ama çok mutlusunuzdur. Ben mi? Nerden başlasam ki? Yine bir başkayım bu aralar, bir garip, hüzünlü. Sanırım artık üzerime yapıştı kaldı bu durum. Hep böyle, hep böyle.. 
Bir olaya sinirlendiğimde veya daha doğrusu artık sineye çekemediğimde yazmak benim için en etkili terapi oluyor. Şu an da sadece yazmak, yazmak ve yazmak istiyorum.