29 Ocak 2017 Pazar

Düşmüş Melekler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #4) | Kitap Yorumu


Herkese merhaba. Aslında bu aralar (Labirent serisi sağolsun) bitmeyen okuyamama dönemimi atlattım çok şükür. Ama Anna Karenina bitmiyor. Hayır yani gerçek anlamda bitiremiyorum. Okuyorum okuyorum bitmiyor. İşin ilginci, kitabı sevdim de. Sıkıcı desem (bana göre) değil ama yine de bitmiyor. -,-

Hal böyle olunca daha hızlı okuyabileceğim kitaplardan devam etmeye karar verdim. Yazarın Cehennem Makineleri serisi, gerçekten sevdiğim serilerden biri. Aynı şekilde yazarın son çıkan kitabını, Geceyarısı Leydisi'ni de sevmiştim. Ama Ölümcül Oyuncaklar serisiyle bir türlü yıldızım barışamamıştı. Bundan da olacak ki, seriye gerçekten uzun bir ara vermişim. Zaten bir önceki kitap olan Camlar Şehri de beni çok da merakta bırakacak bir sonla bitmemişti. (Aksi takdirde seriye asırlar öncesinde zaten devam etmiş olurdum.) 

Ama bunca şeyden sonra şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, tartışmasız şu ana kadarki serinin en iyi kitabı Düşmüş Melekler Şehri'ydi. Her sayfayı ayrı bir merakla okudum, adeta film izlemek gibiydi. Kitabı iki oturuşta bitirdim ayrıca. Oldukça akıcıydı da yani. Hatta bir sonraki okuyacağım kitap serinin 5. kitabı olan Kayıp Ruhlar Şehri bile olabilir. Bu kitapla beraber seri epey aşama kat etti benim gözümde.


''Geçmişi değiştiremezdiniz. Sadece gelecek vardı.''


Zaten seriyi 4. kitaba kadar okuduysanız olayları az çok biliyorsunuzdur. O yüzden o konulara pek girmek istemiyorum da. Aslında kitabı bu kadar beğeneceğimi düşünmediğimden özel olarak yorum yapmak da aklımda yoktu. Genel olarak seriyi yorumlarım bir ara diyordum. (Tabi tüm kitapları ne zaman okuyup bitirirsem artık) Ama kendimi tutamadım işte ne yapayım? Ama siz seriyi buraya kadar okumadıysanız yazıyı okumaya bence devam etmeyin aksi takdirde SPOILER almanız oldukça muhtemel!

Bu kitapta olaylar Simon üzerinden ilerliyordu aslında. Kitabı bu kadar beğenme nedenlerimden biri de bu olabilir belki. Gereksiz Jace - Clary sahneleri yoktu bu sefer. En azından daha dengeliydi diyelim. Zaten dizisinden sonra (aşırı romantizm barındıran Jace - Clary sahnelerinden bahsediyorum -,-) kitaptaki Jace ve Clary'i daha sempatik bulmaya bile başladım.

Neyse, bildiğiniz üzere büyük savaştan sonra her şey toz pembe bir hal almıştı bizimkiler için. En azından bir gölge avcısının hayatı ne kadar toz pembe olabilirse. Clary ve Jace artık çok daha rahatlar. Clary gölge avcılığı eğitimi alıyor enstitüde. Ayrıca Clary'nin annesi ve kurt adam Luke evlilik hazırlıkları yapıyor. Buraya kadar her şey mükkemmel. Ama ya işin diğer boyutu.

Doğada bir denge olduğu bu çeşit bütün fantastik kitaplarda da karşımıza sık sık çıkıyor zaten. İyiliğin yanında kötülük, ışığın yanında karanlık yer almalı. Denge böyle bir kere. Ve Clary her şeyi alt üst etmiş vaziyette. Tabi mutluluk sarhoşluğundan bunları göremiyor.

Ve Simon. Canım Simon, biricik Simon. Benim zavallı, bahtsız vampirim. Ne vefakar, ne cefakar bir dostsun sen öyle! Senin kıymetini bilemiyor hiçbiri. Simon'un vampir olmasına ben sevinmiştim bile aslında. Çünkü ne bileyim işte; önceki Simon kendine çok güvensizdi, kendi değerinden bihaberdi. Gerçi hala daha öyle ama ayrı bir havası var artık. Tabii bir de apayrı dertleri. O artık Kabil'in mührüyle işaretlenmiş bir vampir. Bu mühür onu koruyor. Hem bir lütuf, hem de kocaman bir lanet aslında. O yüzden herkes onu yanında istiyor. İnanın bana hem de akla gelebilecek herkes. Tabii, devamı kitapta.



Ayrıca yeni karakterlerle tanışıyoruz bu kitapta. Maia, Kyle.. 
Kyle, Simon ve Jace sahnelerine ayrıca bayıldım. Üçü de birbirinden kafa tipler zaten. Şaka maka ben bu Jace'e baya ısındım valla, hadi hayırlısı.


''Tanıştığım ilk gölge avcısı sensin.''
''Çok kötü'' dedi Jace. ''Bundan sonra tanışacaklarının hepsi seni hayal kırıklığına uğratacak.''



Alec'i her zaman için William Herondale'e benzetmişimdir ben. En azından dış görünüş olarak. Bu konuda yalnız değilmişim. Kitapta Camille ve Magnus arasında da bu tür bir konuşma geçiyordu. Will'den bahsedildiği her anda içim bir tuhaf oldu. Gözlerim doldu. Nasıl özledim anlatamam keratayı. Ah Will! (Hayır ağlamıyorum gözüme maziden birkaç anı kaçtı -,-)

Neyseee, kitabı çok sevdim. Hatta beklediğimden çok daha fazla. Umarım devam kitapları da bu ayarda gider de alnımızın akıyla güzel bir final yaparız seriye. 
Şimdilik hoşçakalın. Musmutlu, güzel günler. :)











12 yorum:

  1. Tamam okumaya devam etmiyorum ama bir sorum var :) Ben iki seriyi de okumadım daha bir kaç yerde de ilk önce ölümcül oyuncaklar sonra cehennem makineleri bazı yerlerde tam tersi hatta bir yerde de ilk üç ölümcül oyuncaklar sonra cehennem makineleri sonra kalanlar diyorlar kafam karıştı seriye başlayamıyorum sen ne düşünüyorsun bu konuda nasıl okumalıyım :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında bu tamamen okuyucunun tercihine kalmış bir durum. Ben ilk önce Cehennem Makineleri serisini okumuştum. Zaten o seri 1800'lü yıllarda geçiyor. Yani gölge avcılığının temeli gibi düşünebiliriz, daha eski zaman sonuçta. Ama önce Ölümcül Oyuncaklara başlamakta da sakınca yok bence. Olaylar birbirinden bağımsız sonuçta. Ama bu kitapta Cehennem Makineleri'nden bazı karakterlerden de üstünkörü bahsediliyor. 5. kitapta bu durum artacak gibi hissediyorum. Yani Cehennem Makineleri'ni ya en başta ya da Ölümcül Oyuncakların ilk 3 kitabından sonra okumak daha yararlı olacaktır. Ama bahsettiğim gibi Cehennem Makineleri benim için daha özel. Tabi bazı kişiler karakterlerini sevmiyor ama ben bayılıyorum. Jem, Will, Tessa, Magnus.. Hepsi çok özel benim için. (Zaten Magnus Ölümcül oyuncaklarda da var) Umarım açıklayabilmişimdir :)

      Sil
    2. Çok güzel açıkladın teşekkür ederim gerçekten bende en yakın zamanda onlarla tanışmak istiyorum saydıklarını seveceğimi hissediyorum :)

      Sil
    3. Okuyunca haber ver de üstüne konuşalım biraz o zaman :)

      Sil
  2. Bu ne kadar güzel bir kitaba benziyor.Anlatımınızda çok hoş olms ellerinize sağlık 😃

    Bu tatlı bloğunuzu takibe alıyorum.Banada beklerim 😃

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :) Hemen geri dönüş yapıyorum ^-^

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Ne demek, ne demek :)) Sizin bloğunuz da ismi de dahil çok şeker :)

      Sil
  4. ölümcül oyuncaklar serisinin bütün kitaplarını okumuş biriyim :) kesinlikle muhteşem serilerden

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seriyi bitirince yorum yapsam daha iyi olacak bence :) Ama Kayıp Ruhlar Şehri de epey hızlı ve güzel ilerliyor şu an için ^-^ (bir oturuşta 250 sayfa okudu.)

      Sil
  5. bana da beklerim

    http://gezgiccift.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil