10 Ocak 2017 Salı

Kehribardaki Yusufçuk | Kitap Yorumu

Karlı ve soğuk bir günden herkese merhaba.:)
Böyle bir giriş yapmak benim için de bir ilk aslında. İzmir'in soğuğuna son yıllardan biraz biraz alışkın olsam da, kar yağması beni hala daha garip hissettiriyor. Sanki gökten pamuk yağıyormuş gibi. Sanki kar küresinin içindeymişim gibi. Tuhaf ama güzel bir his bu. Tabi yolların kayganlığını ve soğuğu hesaba katmazsak. 
En çok da böyle havalarda kitap okuyasım geliyor benim de. Kış günlerinde kitap okumanın tadı başka oluyor bence. Al bir eline kahveni, diğerine de kitabını, kurul yatağına, koltuğuna oh mis. Var mı senden daha rahatı? Valla benden daha rahatı olmuyor o zaman. :)
İşte yine soğukların hüküm sürdüğü geçtiğimiz hafta sonu aldım elime kitabımı başladım okumaya. Ama ne okumak. Sanki sınavlarım yüzünden okuyamadığım bütün o günlerin acısını çıkarırcasına. Yatıyorum Jamie, kalkıyorum Jamie. Hayır bir de bir özlemişim ki anlatamam yani. Kitabın bütün o büyülü atmosferi beni sardı sarmaladı. Tabi bir de Jamie faktörü var ama konumuz şimdilik bu değil. 


Aslında kitaba aralık ayı içerisinde başlamama karşın sınavlarım dolayısıyla pek fazla okuyamamıştım. Zaten en nefret ettiğim şey okuduğum kitabın yeni bir aya sarkması, yani ay sonunda yarım kalması. Ondan daha çok nefret ettiğim şey varsa o da, okuduğum kitabın yarım kalıp yeni bir yıla sarkması. Ve bu durum iki yıldır başıma geliyor. Acaba gerçekten de yeni yıla nasıl girersen öyle devam eder sözünde haklılık payı var mı? Neyse, dediğim gibi bu aya sarktı Kehribardaki Yusufçuk. Ve geçtiğimiz hafta sonu, yani iki günde, hiç aralıksız yaklaşık 500 sayfa kadar okuyarak kitabı bitirdim. Tabiki de kitaba bayıldım.





Aslında kitabı sevmeyen, daha doğrusu kitaptan sıkılan kesim de fazlalıktaymış. En azından bunu okuduğum yorumlardan sonra söyleyebilirim. Evet, ilk kitaba oranla daha fazla İskoç - İngiliz tarihi barındırıyordu ama bu durum beni hiç rahatsız etmedi. Aslında bunun farklılık oluşturduğunu bile düşünüyorum. Tabi bu durumun kişiden kişiye farklılık göstermesi çok doğal.
Aslında itiraf etmem gerekirse, kitabın başlarında ben de biraz sıkıldım. İlk kitapta yaşananların üstünden yaklaşık 20 yıl gibi bir süre geçmişti ve Clary yaşlanmıştı. Clary'nin kızını, yani Brianna'yı, her şeyin başladığı yer olan İskoçya'ya götürmesiyle başlıyor kitabımız. Bu yüzden de bu durum beni biraz ürkütmüştü. Çünkü, kitap boyunca Jamie'yi göremeyeceğimi düşünmüştüm ama yanılmışım. Clary kitap boyunca, başından geçenleri kızına anlatıyordu. Yani bol Jamie'li bir kitaptı yine. Kitabı bu kadar sevmemde etkili olan en önemli faktör de bu sanırım.
Hani ben böyle Jamie, Jamie deyip duruyorum ya yeri geldiği, ya da gelmediği, her durumda, işte Jamie de üstünde bu kadar çok konuşulabilecek, en azından benim konuşabileceğim bir karakter. Bir karakteri sevmemem için ondan gerçekten nefret etmem gerekir. Aynı durum sevmem için de geçerli aslında. Ve şunu söyleyebilirim ki, ben Jamie karakterini gerçekten çok seviyorum. Bazı karakterler gerçekten de özel oluyor.
Jamie, Jamie, Jamie nereye kadar değil mi? Kitap tabiki de Jamie'den ibaret değildi. Aslında demin de bahsettiğim gibi daha çok İskoç tarihiyle ilgili olaylar vardı ama o olayları şu an inanın istesem de anlatamam. Ama okuması güzeldi yine de.
Üçüncü kitabı acayip derecede merak ediyorum. Uzun soluklu bir seri olduğu da hesaba katılırsa, yazarın diğer kitaplarda olayları nasıl bağladığını gerçekten hiç tahmin edemiyorum.
Siz de hala bu  farklı ve güzel seriye başlamadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz bence. Çünkü şimdiden benim favori serim olmaya aday bir seri. Hatta öyle bile olabilir ya, neyse artık. Ayrıca serinin ilk kitap olan Yabancı'nın yorumu için TIK TIK
Şimdilik hoşçakalın. Musmutlu, güzel günler. :)









4 yorum:

  1. Konya'da şuan her yer bembeyaz.Biraz önce kardeşimle kar yürüyüşünden geldim bende aynı şeyi söylüyordum dışarıda sanki kar küresinde gibiyim diye çok güzel bir şey :) Bende kar için pudra şekeri diyorum :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pudra şekeri de güzelmiş ^-^ İzmir'de de kar tatili olacakmış yarın. Bünyem alışık olmadığından olacak bir süre kabullenemedim bu durumu. Garip ama güzel bir duyguymuş. O zaman yaşasın uyumak :D

      Sil
  2. Bu sene kar yağmayan bir Adana kaldı galiba. izmir'e bile yağmış :-)

    Yabancı'yı okudum ama sonra kitabın kalınlığı ve ikinci kitabın sıkıcı olduğu yorumları seriye devam etme isteğimi bitirdi. Dizisini izlerim dedim. Oradaki Jamie de ben hayranım :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet evet, İzmir'e bile yağdı. Hayır yani, bünyede alışık olmadığından garipsiyor insan :D
      Kitabın sıkıcı olup olmaması kişiden kişiye değişen bir durum bence. Kitaba başlamadan benim de korkularım vardı bu anlamda ama ben sıkılmadım hiç. Tabii, sınavlarım saolsun epeyce sindirerek okudum kitabı belki bu yüzdendir ama sonuçta ben sevmiştim.
      Gerçi bu tip konularda çoğunluk ne söylerse ben tam aksini söylüyorum ya, orası da ayrı bir konu :D

      Sil