19 Ocak 2017 Perşembe

Yaprak Fırtınası | Kitap Yorumu

Herkese merhaba.:)
Bu aralar neredeyse her gün bloğa yeni bir yazı yazar oldum. Hala vakit bulabiliyorken bloğumla olabildiğince ilgilenmek istiyorum sanırım. Hem bu iyi bir şey de aslında benim için. Bu yılın hedeflerinden biri olarak bloğumla ilgilenmeyi de kafama koymuştum. Aynı durum kitap okuma tempoma da yansıdı sanırım. Aman maşallah diyeyim de yine şom ağzımı açıp kendi kendime nazar değdirmeyeyim. Ama uzun zamandır bu kadar verimli kitap okuyamıyordum. Yeniden doyasıya okumak bana iyi geldi. Bu aralar Anna Karenina'yı okuyorum aslında. Bir de aralarda Çankaya'yı. Zaten Çankaya öyle oturupta bir anda bitirilebilecek bir kitap değil zaten bana göre. Anna Karenina durumuysa başka bir mevzu. Kitaba büyük hevesle başlamıştım aslında. Sevdim de sevmesine ama bir yerden sonra kitap beni boğmaya başlamadı desem yalan olur. 300 küsur sayfa okumayı başarmama rağmen, daha fazla devam etmeden nefes alma ihtiyacı hissettim. Kardeşimin kitaplarına sardım biraz. Onlar da beni kesmeyince Marquez kitaplarına gitti elim. İşte böylelikle de Yaprak Fırtınası'na başlamış bulundum.


''Meme gülümsedi. Hüzün dolu sessiz bir tebessümdü bu, hani gerçek bir duygunun sonucu değilmiş, sanki onu bir çekmecenin içinde saklıyormuş da ancak zorunlu olduğu anlarda çıkarıyormuş ama sanki tebessümün az kullanılması yüzünden onu normal şekilde kullanmayı unutmuş da hiç benimsemeden kullanıyormuş gibiydi.''


Marquez'den okuduğum üçüncü kitaptı Yaprak Fırtınası. Yine bir uzun öyküsüydü Marquez'in ve yine çok severek okuduğum bir kitabı oldu. Tabii bu, en sevdiğim kitabı olmasına yetmedi ama yine de keyifle okudum. Marquez'i herkesin bir anda rahatlıkla okuyup benimseyebileceğini düşünmüyorum açıkçası. Burada önemli olan doğru bir kitaptan başlamak bence. Yaprak Fırtınası başlangıç için ideal kitaplarından biri olsa da bende Kırmızı Pazartesi'nin yeri hala çok özel. O yüzden Kırmızı Pazartesi'yle başlayıp devamını böyle ince kitaplarla getirmenin daha iyi olacağını düşünüyorum.
Söylenen bunca şeyden sonra artık kitabımıza odaklanalım bakalım. kitabın çok özel bir yanı var aslında. Marquez'in ilk önemli yapıtı olmasının yanında, daha sonraki yapıtlarının arka planını oluşturan düşsel Macondo kasabasınında ilk kez ortaya çıktığı kitap Yaprak Fırtınası.
Zaten daha öncesinde de Marquez okuyanlar bilir bu durumu, Marquez'in gerçekten farklı bir üslubu var. Marquez kitaplarını tek bir kelimeyle anlatacak olsaydım 'farklı' derdim. Kitapları okurken sanki İspanyol dizisi izliyormuş gibi hissediyorum. Kelimeler gözümün önünde şekilleniyor, biçim kazanıyor ve bir film şeridi gibi akıyor.
Bu kitapta da aynı durum geçerliydi. Yapılmaması gereken bir cenaze töreninin öyküsü anlatılıyordu kitap boyunca.  Tüm kasaba halkının nefret ettiği bir doktorun ölümü bu. Dolayısıyla kimse ona cenaze yapmak istemiyor. Vakti zamanında doktora bir söz vermiş emekli albayın dışında.
Kitap 3 kişinin bakış açısıyla anlatılıyordu. Emekli albay, albayın kızı ve torunu. Bu durum başlarda kafamı karıştırsa da sorun olmadı benim için. Aksine, farklı karakterlerin gözlemlerini okumak keyifliydi.
Zaten kısa bir kitap. 127 sayfa bir şey. Marquez okunması gereken yazarlardan biri bana göre. Mutlaka şans vermek gerek.
Şimdilik hoşçakalın. Musmutlu, güzel günler. :)








6 yorum:

  1. Doyasıya kitap okuman ne güzel, darısı benim de başıma :D Yazarı okumadım ama ben de Kolera Günlerinde Aşk'ı var, okunmayı bekliyor :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman bulabiliyorken değerlendirmeye çalışıyorum işte. O kitabını da ben okumadım ama okumak istediğim kitaplardan biri. :)

      Sil
  2. Ben yazarın Mavi Köpeğin Gözleri isimli kitabını okumuştum. Yazarın dili de tarzı da çok farklı gelmişti ama sevmiştim. Merak ettiğim bir iki kitabı daha var en kısa zaman da okumak istediğim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle en kısa zamanda okumalısın. Benim de aklımda Yüzyıllık Yalnızlık var ama ne zamana okurum bilemiyorum ^-^

      Sil
  3. Yazarın Yüzyıllık Yalnızlık, kolera Günlerinde Aşk ve Kırmızı Pazartesi kitaplarını okudum. Hepsini de sevdim. Kısa hikayeler sevmiyorum ama kitap tek bir hikayeden oluşuyorsa okurum.

    Okuma hızının düşmemesi dileğiyle. Sevgiler :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artık Marquez de yazdığı her şeyi okuyabileceğim bir yazar oldu. Kalın kitaplarına geçmeden inceleri aradan çıkartıyorum ben de. Ama son günlerde elim de gözüm de Yüzyıllık Yalnızlık'a kayıyor. Kolera Günlerinde Aşk'ı da internetten alışveriş yaparken sepete ekleyip eklememe konusunda kararsız kaldım ama o da başka bahara kaldı. Onu da acayip merak ediyorum ^-^

      Sil