24 Şubat 2017 Cuma

Yüzyıllık Yalnızlık | Kitap Yorumu

Herkese merhaba. :)
Kitap yorumu yazmayı ayrı bir seviyorum. Düşündüklerini paylaşmak, paylaşılanları okumak, yeni bakış açıları kazanmak sizce de harika değil mi? Yüzyıllık Yalnızlık bitti. Hem de ardında derin bir boşluk bırakarak. Kitabı geçen yıl Nisan ayında, Marquez'in üslubuyla hiç tanışmadan okumaya başlamıştım. Kelimenin tam anlamıyla kitabın içinde kaybolmuştum. Ama malesef ki kötü anlamda. Geçtiğimiz yaz Kırmızı Pazartesi kitabıyla Marquez'in kitaplarına bağlandım. Zaten aklımdaki plan da, önce yazarın ince kitaplarını okuyup sonra kalınlara başlamaktı. Böyle yaparak çok da iyi yaptım diyorum şimdi. Kitabı çok sevdim. Bu kez de okurken kitabın içinde kayboldum. Ama bu sefer iyi anlamda. Okulda, otobüste, dolmuşta, kısacası fırsat bulduğum her yerde kitabı okudum. Hem de hunharca okudum. Ve sonunda bitti. Neden bitti ki sanki? Marquez'in üslubunun büyüsü her seferinde beni serseme çeviriyor.




''Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.''


Kitabı anlatmaya nereden başlasam, ne yapsam, ne etsem gerçekten hiç ama hiç bilmiyorum. Zaten ne söylersem söyleyeyim hep bir şeyler eksik kalacaktır ya, neyse. 
Macondo isimli hayali bir kasabada geçiyor hikayemiz. Jose Arcadio Buendia ve bir grup arkadaşı, yanlarına ailelerini de alarak bu kasabaya göç ediyorlar. Kimsenin suça karışmadığı, hiç ölünün olmadığı, hatta mezarlığı bile olmayan bu kasabada herkes huzur içinde. Ama günün birinde bir sulh yargıcı atanıyor kasabaya. Kasabada istenmiyor yargıç. Çünkü zaten ortada ne suç var, ne de suçlu. Yargıçın uğursuzluk getireceğine inanıyorlar. Bir süre sonra da bir papaz yerleşiyor kasabaya. O da hoş karşılanmıyor. Ve sonrasında da Macondo'da bir Muz Şirketi'nin de kurulmasıyla kasaba da huzur muzur kalmıyor. Fikir ayrılıkları sonucu savaşlar, cinayetler birbirini izliyor.

Kasabada durum böyleyken diğer tarafta ana karakterlerimiz, Buendia ailesi var. Zaten kitap boyunca da bu ailenin yedi kuşağının hikayesini okuyoruz. Aile fertlerinin daima aynı hazin sonla sonuçlanan hikayesini..

Ursula İguaran ve Jose Arcadio Buendia çiftinin en büyük korkusu domuz kuyruklu bir çocuğa sahip olmak. Bunun nedeni de, geçmişte Ursula'nın teyzesi ve Arcadio'nun amcasının evlenmiş ve domuz kuyruklu bir oğulları olmuş. Bu yüzden de çift diken üstünde bu konuda. Ama buna rağmen üç tane tuhaf ama sağlıklı çocukları oluyor çiftin. Aureliano, Jose Arcadio ve Amaranta. Bu korkuları da kitap boyunca devam ediyordu. Çünkü kitapta çok fazla ensest ilişki vardı ve dolayısıyla çocuklarının sakat veya domuz kuyruklu doğmasının düşüncesi bile onları tedirgin ediyordu.

Bu ensest ilişkileri yeri geldiğinde içim kaldırmasa da Marquez'in üslubu kitabın devamını getirmemi sağladı. Zaten her ne kadar ensest ilişkiler kitap boyunca ön planda olsa da, kitabın ana teması yalnızlıktı. Yeni doğan çocuklara hep aynı isimleri veriyorlardı ve dolayısıyla çocukların kaderi de atalarınınkine benziyordu. Ama değişmeyen şey hepsinin de içine gömüldüğü derin yalnızlıktı.

Zaten kitabı ilk okuduğumda yarım bırakma sebebim de şu tekrar eden isimler mevzusuydu. Bir yerden sonra aynı isimleri görmekten nevrim dönmüştü. Ama bu sefer öyle bir sorun yaşamadım neyse ki. Kendimi sıkmayıp olayları akışına bıraktığımda hiçbir karışıklık yaşamadım.

Kitapta çok çeşitli bir sürü karakter vardı. Ne ilginçtir ki, hepsinin de hem beni kendilerine çeken hem de aynı süratle iten yönleri vardı. Zaten yaşadığımız hayatta da durum böyle değil mi ki? Çeşit çeşit insan var etrafımızda. Kitapta da en çok Ursula'dan etkilendim sanırım. Yaşlı, cefakar Ursula'dan. Yeniliklere karşı en çok direnen karakter de Ursula'ydı. Bu inatçılığı ve hırsı, evi çekip çevirmeye çalışmasını sevdim zaten en çok da.

Kitap adından da anlaşılacağı üzere, 100 yıllık bir zaman dilimi içerisinde geçiyor. Buendia ailesi ve Macondo kasabasının kaderi de, tıpkı karakterlerin birbirlerine benzeyen kaderleri gibi aynı oluyor.

Kitabı çok severek, elimden düşürmeden okudum. Dediğim gibi, ensest ilişkilerden yer yer rahatsız oldum ama bu durum, ana temayı destekleyen bir durum olduğundan kendimi Marquez'in büyülü anlatımına bıraktım gittim. Şimdi de yazarın Kolera Günlerinde Aşk isimli kitabı var listemde. Onu da çok merak ediyorum. Anladım ki, Marquez ne kadar kalın yazarsa o kadar iyi. Hiç bitmesin onun yazdıkları.
Şimdilik hoşçakalın. Musmutlu, güzel günler. :)







16 yorum:

  1. Kitap güzel,sizin de anlatımınız güzel..👍 Bol okumalı günler diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize sevindim, çok teşekkür ederiimm :)

      Sil
  2. Biraz soyutsal bir kitap sanırm.Gerçek dışı hikayesel anlatımı var 😃 ağzına sağlık döktürmüssün yine 😃

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle de diyebiliriz aslında. Teşekkür ederim ayrıca ^-^

      Sil
  3. Kitaba bir şans daha verip beğenmene çok sevindim. :D
    Bu isim mevzusu beni de çok oyalıyordu, açıkçası alışana kadar ilk sayfalardaki soyağacına bakıp duruyordum. :D
    Marquez'in kendine has üslubunu bende çok seviyorum. *-*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitabı geçen yıl atlaya atlaya okumayı denemiştim. Öylesini içim elvermiyordu ama hem okumak istiyordum hem de kitabı bırakmak. Karakterlerin isimleri aynı olunca haliyle devrelerim yanmıştı :D Sonra da bıraktım. Artık Marquez'in nasıl yazdığını çözdüğümden de olacak çok sevdim kitabı. Çok çok çook güzeldi. Kolera Günlerinde Aşk'ı da çok merak ediyorum :)

      Sil
  4. Şu elimdekiler bir bitse de Marquerz okumaya geri dönsem. Kitaplar konusunda ben de senin gibi düşünüyorum: İncelerden başlayıp kalınlara geçmek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle olduğunda alışma dönemini atlatmış oluyorum ben. İyi oluyor :) Ben de ne okuyacağıma karar veremiyorum şimdi. Elim hem bir sürü kitaba gidiyor, hem de hiçbiri beni sarmıyor. Çok sinir bozucu -,-

      Sil
  5. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de öyle olmasını planlamıştım ama olmadı olamadı. Geç olsun da güç olmasın diyelim :)

      Sil
  6. Marquez'in kalemini çok severim. İlk tanışma kitabı olarak seçilince okuru biraz zorlayabilir lakin kalemine alıştıktan sonra okumak çok zevkli hale gelir.Bu kitabını da bir çırpıda okumuştum. Siz de güzel yorumlamışsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen dediğiniz gibi. Yazarın diline alıştıktan sonra kitapları bir çırpıda bitiveriyor. Ayrıca çok teşekkür ederim :)

      Sil
  7. Kitabı birkaç yıl önce okumuş ve çok sevmiştim. Kitabın başındaki soy ağacına kaç defa baktım hatırlamıyorum. O bilgi olmasa sanırım kitabı zor okurdum. Dedenin, babanın ismini çocuğa koma geleneğini bizim kültürümüze yakın bulmuştum.

    Marquez'in üç kitabını arka arkaya aynı dönemde okumuştum. Birkaç yıldır yazardan bir kitap okumadım. Senin bu güzel yorumunla artık okumamın zamanı gelmiş gibi hissettim. Kalemine sağlık İlkay :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İsim koyma geleneği bana da yakın gelmişti. Malum, ülkemizde bunun için aile içi tartışmalar bile çıkabiliyor. Ama kitabı okurken başlarda biraz kafamı karıştırdı bu durum. O zaman ben de Marquez yorumlarını bekliyorum Şule Abla. Teşekkür ederim :)

      Sil