17 Ocak 2018 Çarşamba

Küçük Bir Kesit #2


''Tamam öyle olsun. Yani ıslanmama gönlün razı olacak öyle mi?''

...

''Peki, öyle olsun beyefendi.''

Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Bir saçağın altında dikilen genç kız ve genç adamı uzaktan gören biri onları birlikte sanabilirdi. Oysa aralarında kimsenin bilmediği bir inat vardı. Hatta kendilerinin bile farkına varmadığı, garip bir inat.
Genç kız dışarıya adımını attığında ıslanmadığını fark etti.Aslında içten içe genç adamın onu bırakmayacağını biliyordu.

''Hah! Beni bu yağmurda bir başıma ıslanmaya terk etmeyeceğini biliyordum.''

Genç adam yalnızca başını iki yana salladı bıkkınlıkla.

''Şey, teşekkür ederim'' genç kız mahçuptu. Mahçup olduğu için daha da mahçup oldu. Sonra da mahçup olmasına sinir oldu.

''Açıkçası sana herhangi bir konuda teşekkür etmem gerekeceği aklıma gelmezdi.''

Genç adam bir anda durdu ve bakışları genç kızı buldu. 

''Tamam tamam sadece, sadece teşekkür etmek istemiştim.'' Genç kız dudağını utangaçça ısırdı. ''Teşekkür ederim beyefendi.''

Genç adam gülümsedi. Bu, genç kızın pek sık gördüğü bir şey değildi. Genç kız da gülümsedi.

''İstikamet atölye mi?''

...

''Şey, ben de gelebilir miyim?'' Genç adam, genç kızı başıyla yavaşça onayladı.

''Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.''

Genç adamın dudaklarından belli belirsiz bir gülümseme daha geçti. Şu deli kız onu güldürüyordu. Sanki gülümsemesi bulaşıcıydı. Başlarda ona sinir olmuştu yakasından düşmediği için. Durmadan konuşması başını ağrıtıyordu. Ama şimdi... Şimdi hep onunla olmak istiyordu. Hep konuşsun, hiç susmasın istiyordu.

.
.
.

Genç adam kemanını akort ederken genç kız da atölyeyi dolaşıyordu. Küçücük odada kurcalayacak pek çok şey bulmuştu. Başlarda olsa genç adam hemen başında biterdi genç kızın. Ama şimdi sadece onu izliyordu. Sessizce.
Genç kızın sesi odayı dolduruyordu. Sanki hiç yorulmuyordu. Aynı küçük bir kız çocuğu gibi diye düşündü genç adam. Kemanını çalmaya başladı. Keman çalarken sanki o da genç kız gibi oluyordu. Hiç yorulmuyordu. Dünyayı görmüyordu.
Kemanını masanın üzerine bıraktığında bir alkış sesi duydu. Genç kızın gözleri dolu doluydu. Genç adam, genç kıza başıyla işaret ederek iki kupaya kahve doldurdu. Birini genç kıza uzattı. Genç kızın gözleri parlıyordu. Siyah inci taneleri gibi diye düşündü genç adam. Defterini çıkardı ve yazmaya başladı. 

''Bana şiir okur musun?'' 

''Şiir mi?'' dedi genç kız.

''Şiir ya.'' 

Genç kız işaret dilini bilmiyordu. Genç adamın genç kızla konuşması için yazması gerekiyordu. İşin ilginci, genellikle konuşmadan anlaşabiliyorlardı. Sanki genç kız onun yerine de konuşuyordu. Kelimeleri asla tükenmiyordu.


''Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
İçimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
Birkaç köy sular altında.
Kalbimin doğusu, 
Her resme güneş çizen bir çocuktu.
Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları.
Ölümün ötesinde bir köy vardı
Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
Şimdi bana yalnızca
Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı.''


Şimdi de genç adamın gözleri ışıl ışıldı. Tıpkı genç kızınki gibi. Ama genç kız bunun farkında bile değildi. Tıpkı küçük bir kız çocuğu gibi diye düşündü genç adam tekrar. Umursamaz, dalgın, ışıl ışıl.



Sabah erken gidiyorum okula. Oturabilmek için. Yoksa kalabalık oluyor. Bugün de erken gittim. Gerçi boş yere gitmişim ama baksanıza bir şiir, bir kesit yazdım. Aslında genç adam ve genç kız kendileri yazdırdı bana her şeyi. Sadece kalemi aldım ve yazdım. Olmuş mu olmamış mı bilmiyorum. Hikayenin başını ve sonunu da. Bu da karışık bölümlerden biri olsun. Hani şu dizi benzetmemdeki.




Şimdilik hoşçakalın. Musmutlu, güzel günler dilerim :)




4 yorum:

  1. Çok güzel bir kesit olmuş ki, okula erken gitmene değmiş bence :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun için değdi evet :) Teşekkür ederim yorumun için. Sevgiler :)

      Sil
  2. Olmuş olmuş hem de miss gibi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene çok sevindim. Güzel yorumlar görmek gülümsetiyor. Sevgiler :)

      Sil