22 Mart 2018 Perşembe

Güzel Şeylere Bakmak, Paralel Evrenler ve Önyargı Kalkanı


Herkese merhaba :) Bloğuma ve dolayısıyla yazılarıma - bilhassa da böyle sohbetimsi yazılarıma - aşinaysanız, aklımdaki düşünceler sanki kaçacaklarmış gibi hepsini bir anda söylemek istediğimden yazılarıma karışık başlangıçlar yaptığımı da biliyorsunuzdur. Yine öyle bir yazımın tam olarak içinde bulunuyorsunuz. Sanırım bu sefer fazla biriktim. Yazıma net bir başlık bile bulamadım baksanıza.

Öncelikle güzel şeylere bakmak mevzusuna değinelim. İnsan doğası gereği güzellikleri sever. Ama bakın güzellikleri diyorum. Burada herhangi bir özne belirtmedim. Altını çizmek istediğim mevzu da bu. Bahsi geçen güzellik bir özne olabileceği gibi, nesne konumunda da olabilir. Nasıl mı? Dış görünüşten bahsediyorum. Yani, en basitinden kendi içinizde bile bu konuyla alakalı sorgulama yapabilirsiniz. Çünkü medya, başka başka yaşlardan başka başka insanlar, her neyse, her kimse yeni yetişen nesillerin de aklına bu düşünceyi sokarak insanlık olarak kendimizi sivri köşelere sahip bu daracık düşüncenin içine hapsediyoruz.

 Geçenlerde bir reklama rastgeldim. Muhtemelen siz de izlemişsinizdir. Dove reklamıydı. Hani şu, sloganı 'güzelliğim rakamların ötesinde' olan reklam. tık tık! Bu reklamı gerçekten sevdim. Kişiyi güzel yapan şeyin saç rengi, ten rengi, boyu, kilosu vs. olduğunu düşünmüyorum. Tabi altın oran vs. kavramlarıyla açıklanan göze hoş geleme durumu var bazı insanlarda ama.. En azından benim görüşüme göre, bir insan istediği kadar güzel veya istediği kadar yakışıklı olsun hiç fark etmez eğer o dış görünüşünün altını dolduracak bir meziyeti veya daha da önemlisi insanlığı yoksa benim gözümde güzellik namına hiçbir albenisi kalmaz. Sırf tip olarak beğenildiği için bu alanda yeteneği olmasa bile - kaba tabirle - çok tutulan ve bu alanda paralar kazanan oyuncular, şarkıcılar var. Bir de gerçekten yetenekli olan ama adından söz edilmeyen insanlar var. Konudan sapmak istemiyorum aslında. Bu konuya değinmemin sebebi de konuya bir yerden giriş yapmak istememdi.

Geçen okula giderken fark ettim de, iyiden iyiye bahar geldi. En kuru, en hüzünlü görünen ağaçlar bile minik çiçekler açmış. Gökyüzü masmavi. Ve daha bir sürü güzel şey. Ama bunları fark etmeyen insanlarla dolu etraf. Fark edenler de var, yok değil. Ama neden bu kadar güzel şey varken, zorlama güzelliklere kendimizi kaptırıp da kendi kendimizi körleştiriyoruz. 


Siz renklenen dünyayı fark ettiniz mi?


Gelelim ikinci başlığımıza: paralel evrenler. Paralel evren teoresinin her ne kadar bilimsel yönden açıklamalarını okusam -tabi kaba taslak bunu kabul ediyorum- ve ilginç gelse de doğruluğuna inandığım bir konu değildi. Ama son dönemde yine radarıma takılan ve üzerinde araştırma yaptığım bir konu oldu. Tabi kendi çapımda. Hala kesin olarak bir sonuca varmasam da - ki zaten varılmaz da (bence) - bu vesileyle aslında fizik biliminin ne kadar deryadeniz ve büyüleyici olduğunun, olabileceğinin farkına vardım. Lisenin ilk iki yılında gördüğüm fizik derslerinden kelimenin tam anlamıyla iğrenirdim. Hala  daha iğrenirim. Ama fizik biliminden değil, bana dayatılan fizik dersinden. Keşke bu kadar kalıplara bağlı kalınmış bir eğitim sistemine sahip olmasaydık. Keşke şunları şunları öğrenmek zorundasından ziyade düşünmeye sevk eden dersler anlatılsaydı. Sadece bu ders için de konuşmuyorum. Keşke şu şu notları almazsan dersi geçemezsinden ziyade, dersi gerçekten sevdirme odaklı bir sistem izlenseydi. Biliyorum belli bir rota da gerekli. Ama böyle mi olmalı gerçekten? Benim için orası muammalı açıkçası.


Ve önyargı kalkanı konusu. Burada insanların türlü zalimliklerinden bahsedecek değilim. Çünkü bunun hiçbir yararı olmaz. Benim bahsedeceğim konu farklılıklara karşı alınan olağanüstü savunma ve o muhteşem (?) taarruz. Gerçekten mi? Ama cidden. 

Dünyada o denli büyük problemler, o denli büyük adaletsizlikler varken cidden mi? Farklılıklardan kastım bireysel farklılıklar. Yani kişinin sadece kişisel hayatını baz alan tercihleri. Buradan ne çıkarılırsa çıkarılsın artık. Neyse, eğer ben A görüşünü savunuyorsam, neden B görüşünü savunan kişiye karşı bu denli katı olurum ki? Hayır benim görüşümün tam tersi bile olabilir. Ama katı çizgili konulardan da - üstün birinin üstün olamayan kişi üzerindeki hakimiyeti gibi - bahsetmiyorum. Basit düzeyde düşünelim. Bunun sadece ego tatmini olduğunu düşünüyorum. Sanki karşıdaki kişi de A görüşünü savununca dünyayı kurtarmış olacağım. İşte tam olarak bu yüzden de iletişim kuramıyoruz, birbirimize nefret kusuyoruz, savaşıp duruyoruz. 

Önce bir kendi içimizde savaş verelim ki, bir birey olarak şu hayatta var olabilelim değil mi ama? Ama yok işte. 

Önyargı, kibir ve daha niceleri var yalnızca.


“Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur…” (Albert Einstein) 



Ve işte bu kadardı. Uzun bir yazı oldu farkındayım. Hatta yazıyı yazdıktan sonra nefesimi bıraktım desem yeridir. Bir fikir etrafında tartışmayı severim ben. Bence tartışılmalı da. Ama düzeylice tabi.

Neyse, umarım sıkılmamışsınızdır. Siz de kendi görüşlerinizi yorum olarak bırakabilirsiniz.

Şimdilik hoşçakalın. Musmutlu, güzel günler :)





8 yorum:

  1. Reklamı izlememiştim, benim de hoşuma gitti. Ne kadar önemli aslında bir kişinin dış görünüşünden ziyade, nasıl güldüğü, nasıl baktığı, nelere hayat verdiği ve beslediği... Şu aralar bir grupla, ağır bir kitap çalışmasındayım, dolayısıyla tabiatın uyanışı beni toparlıyor, diri tutuyor ve renklere boğuyor. Beni iyileştiren bir şey kısacası.

    Ben bu yazıyı sevdim.. :)
    aa unutmadan, son yazımda seni mimledim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman size kolay gelsin. Ve başarılar dilerim :) Bu arada yorum ve mim için teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Aslında reklamları genel olarak sevmiyorum ama arada böyle yaratıcı reklamlar çıktı mı.. Gerçekten de ah bu reklamlar :)

      Sil
  3. Okulda düşünce dersleri olsa sözünüze sonuna kadar katılıyorum gerçekten bu çok önemli bir olay zaten ülke olarak çok düşünen bir yapımızın olmayışı da bu yüzden bana göre.
    Düşünceye, düşünmeye önem verilmediği için ilerleme konusu muammalı oluyor düşünmeye o kadar değişik yaklaşmışız ki sözü bile var "düşün düşün...." bu bile düşünmediğimizi gösteriyor.
    Ön yargı galiba bu konu zor aşılır hele ki bu dönemlerde kimse kimseye saygı duymuyor, önemsemiyor bu yüzdende tartışma havası ortaya çıkıyor.
    Umarım tüm bu sorunlar aşılır.
    Yazınızı sıkılmadan okudum teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim. Biraz konudan konuya atladım gibi ama sıkılmamanıza sevindim :)
      Dediğiniz gibi - ve malesef ki - önyargı yıkılamayan tabulardan biri. Aşılması zor. Sanki herkes birbirinin aynısı olsa derin bir nefes alınacak. Bu gerek dış görünüş, gerekse düşünsel anlamda geçerli. Bu yüzden de çocuklara ilk etapta saygının, ama gerçek anlamda saygının, ne demek olduğunun öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum. Saygılı olmak boyun eğmekle eş değer gibi gösteriliyor çocuklara. Bunu tam olarak ifade edemesem de, bu değil.
      Eğitim sistemimiz hakkında daha fazla yorumda bulunamayacağım. Ama ezberci bir eğitim, kişiyi hayatının neresine kadar götürür muammalı.
      Tekrardan yorum için teşekkürler, güzel günler :)

      Sil
  4. Yazından hiç mi hiç sıkılmadım,önce bunu belirtmek istiyorum. :)
    Bu gezegendeki en önemli etkenlerden biri de, farklı fikirlere saygılı olmak ve aynı zamanda günümüzün en büyük sorunlarından da olması üzücü.
    Dediğin gibi, ego tatmin etme çabaları da bu işin içinde.
    Çok güzel bir fikirsel yazı olmuş, kalemine sağlık! ^_^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında söylenecek çok şey var ama o an için yazarak kendimi bu kadar ifade edebildim. Yorumun için çok teşekkürler :)

      Sil