4 Nisan 2018 Çarşamba

Misal 'ÇİLEEKK!' Diye Bağırabilmek


Hani bazen eliniz kaşınır. İşte o zaman sağ eliniz kaşınırsa para gelecek, sol eliniz kaşınırsa para gidecek derler. Onun farklı bir versiyonu daha var benim için. Eliniz ve beyniniz -tabir yerindeyse- aynı anda kaşınmaya başlarsa işte o zaman bir şeyleri içinizden söküp atma, anlatma zamanınız gelmiştir. Yani yazma zamanı.

Geçtiğimiz günlerde yine anlamlı birkaç tesadüf yaşadım. Bruce Lee'nin sözlerine rastgeliyordum ve eş zamanlı olarak Barış Özcan'nın onunla ilgili olan şu videosuna rastgeldim ve bu benim için gerçekten anlamlı oldu. Kendime dair bir şeyler keşfettim diyebilirim aslına bakarsanız. Ben ki kendimi en geniş sınırlarda, insanları öyle kolay kolay yargılamaz, belli kalıplara sokmaz sanırdım. Ki bunları da böbürlenmek için söylemiyorum. Aksine birazdan kendimi yereceğim. Evet belki de doğru tahmin ettiniz, hiç de öyle değilmişim. Ama kendime de haksızlık etmek istemiyorum. Birazcık öyle değilmişim, diyelim. Ama zaten konumuz benim nasıl biri olup olmadığım da değil. Boşverin, bu da tipik konu saptırmalarımdan işte.

O videoda Bruce Lee'nin hayat görüşünden yola çıkarak kendime de pay çıkardım. Bunu o yüzden sizinle de paylaşmak istiyorum. Yani tabi kendime çıkardığım payı değil, videoda geçenleri ve geçenlerden kendimce anladıklarımı. Tabi videoyu da izlemenizi tavsiye ederim. Zaten Barış Özcan kaliteli videolar yapan biri. Aylar önce videolarından bazılarını izlesem de son dönemde pek çok videosunu izlediğim ve videolar bittikten sonra boşa zaman geçirmediğimi hissettiren biri. Görüşlerinde kendime dair bir şeyleri bulabildiğim biri. Ve son dönemde videolarıyla enerjimi topladım o kadar.
Evet şimdi asıl konumuza gönül rahatlığıyla geri dönebiliriz. Ama video da güzeldi. Bunu da belirteyim.

Videoda, içinde geçen başka bir videodan alınmış bir kesitte Bruce Lee'nin bir televizyon röportajında Amerikalı bir sunucu onu ters köşeye düşürmek istiyor. Sorduğu soru da şu: 


''Kendinizi bir Çinli olarak mı yoksa Kuzey Amerikalı olarak mı görüyorsunuz?''


Gayet açık bir soru değil mi? Ama Bruce Lee'nin vereceği cevap çok kritik. Çünkü sunucu aklınca onu yol ayrımında bıraktı. Ama onun cevabı -afedersiniz- tam bir kapak niteliğinde.


''Kendimi ne olarak düşünmek istediğimi söyleyeyim mi? Bir 'insan' olarak. Çünkü Konfüçyüs'ün dediği gibi gökyüzünün altında, cennetin altında bir tek aile bulunur. Sadece onu meydana getiren kişiler farklıdır.''


Cevabın güzelliğini görüyor musunuz? Aslında bunu şuraya bağlamak istiyorum. Şu sıralar gerçekten stres altındayım. Bazen olmadığım biri gibi davranabiliyorum. Düşüncelerim bulanık. Başarabileceklerimi ve potansiyelimi, en önemlisi de istediklerimi bilmeme rağmen onlardan kaçma eğilimindeyim. Çünkü benim isteklerimle bana sunulanlar birbirinden farklı. Bana 'elma mı yoksa armut mu istiyorsun' diye sorduklarında ben avazım çıktığı kadar 'çilek' diye bağırmak istiyorum. Şimdi bu videodan bunu mu çıkardın diyeceksiniz. Diyebilirsiniz de tabi sizi tutan yok. Bu cümlelerden sadece bunu değil, pek çok başka düşünceyi çıkardım. Ama şu an içinde bulunduğum durum aklımda bunları oluşturdu. Bazen söylemek istediğiniz pek çok şey olabilir. Ama kelimeler yetmez veya ifade edemezsiniz veya ifade etmeyi beyhude bir çaba olarak görürsünüz. Bizim asıl sorunumuz da bu bence. Bizden kastettiğim insanlığın sorunu. Ne kadar beylik laflar değil mi? Bence değil. Sadece nacizeane görüşüm bu, hepsi bu kadar. Ama işte sorunumuz da tam olarak bu. Birbirimize soru sormuyoruz. Sorsak bile karşımızdakinin ne istediğini değil de, kendi duymayı istediklerimizi ısıtıp ısıtıp tekrar ediyoruz. Hayata başka açılardan bakmıyoruz, bakmaya dahi tahammül etmiyoruz, edemiyoruz. Hatta belki bunu düşünmüyoruz bile. Hep biz en iyisiyiz sanki. Sanki başka insanlar, başka varlıklar ve onların hissettikleri, düşündükleri önemsiz gibi. Sadece biz varmışız gibi. Veya bazen tam tersi oluyor. Kendimizi unutup sadece karşımızdakilere odaklanıyoruz. Kendimiz dışında tüm dünyayı duymaya çalışıyoruz. Oysa çok derinlerden, çok da yakınlardan bir ses avazı çıktığı kadar fısıldıyor. Evet, avazı çıktığı kadar fısıldıyor çünkü biz onu öyle bir susturmuşuz ki sesinin maksimum çıkabileceği düzey bir fısıltıdan ibaret kalmış. Ama yine de inatla bizi uyarmaya, kendini duyurmaya çalışmaya devam ediyor o ses. İç sesimiz. Ama biz de boş durmuyoruz, onu dinlemeyi inatla reddediyoruz.

Daha öncesinde cesaret kırıcı başka videolara, daha fenası karşımda kanlı canlı konuşan insanlara denk geldim. Hayal kurmanın anlamsız olduğunu, günümüzde bunun saçmalık olduğunu söyleyen insanlar. Yine reklam yapmış gibi olacağım ama bana motivasyon veren ve o bahsettiğim, aslında içten içe duyduğum fısıltıyı bana hatırlatan bir başka Barış Özcan videosu daha var. İşte o da bu video.

İnsanlar zorluklarla karşılaşabilir. Ama kimseyi bir süper kahraman veya başka biri, başka bir faktör kendiliğinden kurtarmayacak. Bir kurtarıcı gelmeyecek mesela, biz çabalamadıkça. Yeri gelecek yapayalnız hissedebileceksiniz. Belki de gerçekten yapayalnız olduğunuz için. Ama sorun değil. Eğer içinizde bir yerlerde o fısıltı varsa, ki mutlaka vardır kanaatimce, işte bence o zaman bir şeylere ve kendinize inanarak başarabilirsiniz. Bunları birilerine tavsiye vermek veya yaşadıklarımı aktarmak için yazmıyorum. Çünkü birebir yaşadım, hissettim diyemem. Ama olur ya, insan kimi zaman kendini böyle hisseder. İşte o zaman bu söylediklerim benim de aklımda iyice kalsın, yer etsin diye yazıyorumdur belki de. 

Bahsettiğim Bruce Lee'yle ilgili olan videonun devamı da var. Yine aynı televizyon programının devamı şimdi yazacaklarım. Videoyu izlediyseniz ne yazacağımı biliyorsunuzdur zaten. 


'' Zihnini boşalt. Formsuz ol. Şekilsiz. Su gibi. Suyu bir bardağa koyarsan, su bardak olur. Suyu bir şişeye koyarsan, şişe olur. Suyu bir çaydanlığa koyarsan çaydanlık olur. Su akabilir ya da parçalayabilir.''


Gerçekten de öyle değil mi? Neye inanırsanız onu yaşarsınız. En azından benim düşüncem bu yönde. Hayat zor olabilir. Ama önemli olan gerçekten hissedebilmek ve düşünebilmekte. En azından ben böyle düşünüyorum. Belki umut için, belki gerçekten de doğru olduğu için. Siz ne düşünüyorsunuz? İşte önemli olan da bu. Ben ne düşünüyorum diye sorabilmekte.

Yoksa insanların her zaman için bir fikri vardır. Bu konuda kimseyi suçlamaya da gerek yok. Çünkü A kişisi için siz de o insanlardan biri olabilirsiniz. O yüzden bence insanlık olarak asıl sorunumuz olan bu A kişisi B kişisi takıntılarını bir kenara bırakmalıyız. Önemli olan bizim ne olduğumuz, başkasının değil.

İçerisinden alıntılar yaptığım videonun geçtiği videonun başlığı - biliyorum çok karışık bir tamlama oldu ama öyle - 'Bruce Lee'den özgüven konusunda ne öğrenebiliriz?' idi. Yazım çok uzadı farkındayım ama söylemek, daha doğrusu yazmak istediğim son bir şey var. Özgüven nedir? Havalı olmak mı? Burnundan kıl aldırmamak, kendine dev aynasından bakmak mı? Hayır, değil. Bence özgüven yazım boyunca bahsettiğim düşünce. Özgüven, adı üzerinde öz güven. Kendine güvenmek. Fısıltıyı duyabilmek ve ona inanabilmek bence. Yoksa herkes etrafa kötü bakışlar atıp salına salına yürüyebilir. Bu sizi özgüvenli yapmaz. Tabi benim kanaatimce. Sizce?

Bana ilham veren şeylerden biri de gökyüzüne bakmak. Gökyüzü hem çok kısıtlı bir alanda, hem de uçsuz bucaksız gibi geliyor. İki karşıt düşünceyi bünyesinde barındırabilmesi ne tuhaf. Yeri gelmişken bari kapanışımızda şunu da söyleyeyim, önemli olan bir diğer şey de pencereyi açıp temiz havayı - ki şehir yaşamında ve bulunduğunuz ortamda mümkün mertebe - içinize çekebilmek.

Yazmak aklımda olan bir şey değildi. Son dönemde hiçbir şeye vaktim yok zaten. Ama bu yazıyı yazmak istedim. Şekilsiz olsa da yazarken oluşmasını istedim, bilmiyorum. Tek avuntum Tüyap Kitap Fuarının yaklaşmış olması. Kitap fuarı kendime vereceğim bir ödül olacak. Çok yorgunum. Gerek fiziksel gerek ruhsal anlamda diyelim. Ama her şeye rağmen musmutlu, güzel günler dilerim. Kendinize çok iyi bakın :)




10 yorum:

  1. İnsan bazen yazarken dinleniyor, içinde bulunduğu durumdan karmaşık da olsa bir nebze uzaklaşıyor. Yazarken fiziksel biraz zor olsada ruhsal yorgunluğunuzu İnşallah azaltmışsınızdır. sevgilerle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazmak gerçekten de ruhsal yorgunluk için bir ilaç. Aynı hastalık gibi, içinde biriktirdiğin negatif düşünceleri veya belki de başlı başına düşünceleri attığında rahatlıyorsun. Teşekkürler yorumunuz için, sevgiler :)

      Sil
  2. bugün bende yazmak istedim. şekılsız ustune dusunmeden, tuyabı beklemesem de kırsehır dekı kıtap fuarını bende dort goz ile beklıyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fuarlar candır :) Bu aralar başka bloglardaki yazıları okumaya vaktim olmuyor. İleride açığı kapatırız inşallah :)

      Sil
  3. İlginç bir bakış açısı:).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmem öyle mi :) Yorum için teşekkürler :)

      Sil
  4. Barış Özcan'ın "Tek istediğim bunun gibi bir şey." videosunu ben de çok seviyorum, gerçekten ilham ve cesaret aşılayıcı. :)
    Değindiğin konular gerçekten çok önemli, sen de çok güzel bir formasyonda kaleme almışsın, kalemine sağlık! ^_^
    O halde, hayallerimizin fısıltısını hayatımızın müziği haline getireceğimiz günler temenni ediyorum! ^_^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerek motivasyon videoları, gerekse kitapları bana gereken motivasyonu veremiyor. Ki okuyup izledikten sonra boş gaz aldığımı hissedip sinirleniyorum bile. Ama Barış Özcan'ın o videosunda gerçekten içimde farklı duyguları bir arada hissettim. Yapabileceğimin farkına varma duygusu. Veya farkına vardığım bir şeyi gün yüzüne çıkarmanın verdiği rahatlık. Yazımı beğenmene çok sevindim. Umarım o fısıltı en yüksek seste çalan bir şarkıya dönüşür. Hayaller, umutlar ve sevgilerle :)

      Sil
  5. Blog dünyasında okumuş olduğum en derin yazılardan biri oldu. Bu yazın bana kendi amaçlarımı düşünmemi sağladı. Dediğin gibi istediğim şeyle bana sunulan arasında dağlar kadar fark var ama ben o çileği istiyorum. Bu güzel yazı için sana ne kadar teşekkür etsem az 😘

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O çileklere erişmek adına toprağa girmemiz biraz kirlenmemiz, çabalamamız gerekiyor bu doğru ama emek gerek. Biraz da umut. Yazımı beğenmene, yararlı olmasına gerçekten çok sevindim. Sevgiler :)

      Sil